Markanız Kuşak Farkını Kapatabiliyor mu?

Markanız Kuşak Farkını Kapatabiliyor mu?

Markanız Kuşak Farkını Kapatabiliyor mu?

Kuşak farkı, çoğumuzun düşündüğü üzere sadece bireyler arasında yaşanmıyor. Pazarlamanın filizlendiği 1910’lu yıllardan beri markalar ve tüketiciler arasında da bir kuşak farkı yaşanıyor aslında. Kuşak farkı bireyler arasında nasıl çatışmalar ve anlaşmazlıklar yaratabiliyorsa, pazarlamada da kuşak farkı, markalar ve tüketiciler arasında duygusal bağ kurulamamasına neden oluyor ve karşılıklı iletişimsizlikler yaşanabiliyor.

Tüketiciyi yıllara göre farklı kuşaklarda değerlendirmek mümkün. Geçmişten bugüne bakarsak, 1940 yılı öncesi doğumlu nesle “Sessiz Kuşak” diyoruz. Bu dönemde ürün odaklı pazarlama anlayışı hakimdi. Üretilen her ürün mutlaka satılır varsayımına göre hareket edilirdi. İkinci Dünya Savaşı gibi global değişimlerin yaşandığı dönemde de, bu değişimlerin etkisiyle doğum oranlarında artış yaşandı. Bu nedenle 1940-1960 yılları arasında doğan kuşağa Baby Boomers (Bebek Patlaması) deniliyor. Firmaların daha çok satışa yöneldiği, satış ve promosyon faaliyetlerinde artış yaşandığı dönemdir. 1960-1980 dönemi X kuşağı ise merdaneli çamaşır makinesi, kasetçalar, televizyon gibi pek çok teknolojik dönüşümü yaşayan, daha sakin, saygılı ve çalışkan bir kuşak oldu. 1980-2000 arasında doğan Y kuşağı, daha pazarlama araştırmalarının ve modern pazarlamanın hakim olduğu bir dönemi gördüler. İnternetin doğuşuna ve hayatımıza girmesine tanıklık ettiler. 2000 ve sonrası doğumlu Z kuşağı ise tamamen teknolojinin ve modern pazarlama dünyasının içinde doğdu. Mobil, elektronik ve dijital hayatlarının vazgeçilmezi. Onlar geleceğe yön verecek yeni nesil. Peki bu yeni neslin beklentileri neler? Markalar gerçekten Z kuşağını anlıyor mu? Z kuşağı ile kuşak farkı yaşamak istemeyen markaların yapması gerekenler neler?

Geleceğin Müşterisi: Z Kuşağı

Z kuşağı gençlerin, en büyüğü bugün 15 yaşında. Daha çocuk diyebileceğimiz bu kuşak aslında markaların gelecekteki potansiyel müşterileri. Birçok büyük markanın reklam ve pazarlama faaliyetlerinde çocuklara yer verdiğini görmekteyiz. Çünkü bu markalar bugün çocuklara yapılacak yatırımın gelecekte muhtemel bir satın alma kararını etkileyeceğinin farkındadır ve şimdiden bir sadakat yaratma niyetindedir. Bu yaşlarda sadakat yaratılır mı demeyin. Araştırmalara göre, 7 yaşına geldiğimizde marka tercihlerimizin çoğu beynimize işlenmiş oluyor. 7-11 yaş grubunda ise marka farkındalığı artırıyor. Dolayısıyla bugünün çocuklarını anlamak ve onlara yatırım yapmak markanın geleceği için oldukça önem taşıyor.

Mobil ile büyüyen yeni nesil teknolojiye kolay adapte oluyor ve her şeyi hızlı tüketiyorlar. Teknoloji hayatlarının o kadar çok içinde ki, teknoloji dışında kalan şeyler kafalarını karıştırabiliyor. Tıpkı bebeklerin dergiyi tablet sanıp gördükleri nesneleri, resimleri dokunarak açmaya, büyütmeye çalışmaları gibi. Oldukça ekran ve oyun bağımlısı olarak büyüyorlar. Eğlence hayatlarının merkezinde ve eğlenmek, sosyalleşmek için telefon tablet gibi mobil kanalları tercih ediyorlar. Tüketimleri o kadar hızlı ki, her şeyden çok çabuk sıkılabiliyorlar. Çok fazla mesaja maruz kaldıkları için de dikkatleri daha dağınık. Buna rağmen algıları oldukça açık, her bilgiyi kolayca işleyebiliyor ve kullanabiliyorlar.

Yeni neslin markalardan beklentileri neler olacak?

Özgürlük: Yeni neslin en belirgin özelliği daha benmerkezci ve özgür olmaları. Bu, markaların pazarlama tarafında odaklanması gereken bir konu. İlgi alanına girmeyen konulara asla vakit harcamıyorlar. Oldukça netler, bir şeye çok fazla bağlı kalmak istemiyorlar. Bu durum, marka sadakati tarafında bir tehdit unsuru olarak düşünülebilir. Çünkü en ufak bir hata ya da yanlış iletişim marka tercihlerini etkileyebilir ve başka bir markaya yöneltebilir.

Teknoloji ve İnovasyon: Z kuşağı 7/24 online olmak isteyen bir nesil. Mobil teknolojinin içinde doğduğu için genelde mobil cihazlar ya da online kanallar üzerinden iletişime geçmeyi tercih ediyor. Dolayısıyla iletişim tarafında teknolojinin oldukça etkili kullanılması markalar için bir lüks değil, gereklilik olacaktır.

Eğlence: Eğlence hayatlarının merkezinde. Korkudan ve acıdan uzak durup kendilerini eğlendiren şeylerle vakit geçirme eğilimindeler. Eğlendikleri içeriklerle ilgili paylaşımlarda bulunup virale dönüştürebiliyorlar. Komik videolar, mizah içerikli görseller bu nedenle yeni nesilde daha çok ilgi görüyor.

Paylaşım: Mahremiyetin artık çok önemli olmadığını görüyoruz. Sahip oldukları her şeyi daha rahat paylaşabiliyorlar. Bir başka deyişle, paylaşmadan duramıyorlar. Sosyalleşme anlayışları online kanallar üzerinden yürüyor. Bu da sosyal medyanın yeni neslin hayatında nasıl bir yere sahip olduğunun göstergesi.

Beni dinleyin: Sosyal medya demişken, sosyal medyada sadece paylaşımlarda bulunmak ya da kampanyalar düzenlemek yeterli değil. Onlar dinlenmek, ciddiye alınmak istiyorlar. Dolayısıyla onları özel hissettirecek, önem verdiğinizi düşündürtecek paylaşımlarda bulunarak etkileşime geçmek markaya karşı olumlu bir tutum oluşturmalarını sağlayacaktır. Ayrıca markalar crowdsourcing ile kişilere kulak verip onların ürün/hizmet gelişimlerine katkıda bulunmalarını sağlayarak hem yüksek düzeyde etkileşim ve marka bağlılığı, hem de müşteri odaklı hizmet sağlayabilirler.

Aidiyet: Aidiyet sadece Z kuşağı için değil, tüm kuşaklar için geçerli olan, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde de yer alan en temel ihtiyaçlarımızdan biridir. Aidiyetin kökeninde “kabul edilmek” vardır. Ait olduğumuz yerde kendimizi daha güvende hissetmemiz bu nedenledir. Nasıl ki taraftarlar takımlarını savunur ve takımlarıyla ilgili sıkı takiplerde bulunursa markalar için de bu böyledir. Marka elçileri yaratmada ve viral etki oluşturmada aidiyet hissi önemli yer tutmakta ve yeni neslin de en büyük ihtiyaçlarından biri olmakta.

Şeffaflık: Şeffaflığa önem veriyorlar. Şeffaf ve açık ifadeler, hesap verebilir bir yapı iletişimin olmazsa olmazlarından. İstedikleri bilgiye doğru, net ve hızlı bir şekilde ulaşmalarını sağlamak gerekiyor. Gizli ya da anlaşılmayan ifadeler markaya karşı bir güvensizlik yaratabilir.

Hız: Yeni neslin beklemeye tahammülü yok. Bilgisayarda oyun oynarken aynı anda cep telefonundan mesajlaşabiliyor, diğer taraftan sosyal medya hesaplarını kontrol edebiliyor. O kadar çok mesaja maruz kalıyor ve o kadar çok işi aynı anda yapmaya kodlanmış bir şekilde yaşıyorlar ki, hiçbir şey için bekleyip vakit kaybetmek istemiyorlar.

Özetle, bugünün çocuklarının yarının müşterileri olacağı unutulmamalıdır. Kuşak farkını kapatamayan markaların geleceği tehlikeye girebilir. Bu nedenle, markalar şimdiden yeni neslin ihtiyaçlarını anlayıp ve onlara kulak vermelidir. Organizasyon yapıları ve pazarlama stratejileri de yeni neslin beklentilere göre şekillendirilmelidir.

Yorum Gönder